“`html
Diyabet, kan şekeri dengesizliklerine yol açarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilen bir kronik hastalıktır. Bu sebeple, oruç tutma kararı kişisel bir tıbbi değerlendirmeyi gerektirir. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyutlara ulaşırken, uygun hastalarda doğru planlama ve düzenli izleme ile oruç süreci güvenli bir biçimde yönetilebilir. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastaları için dikkat edilmesi gereken unsurlar hakkında bilgi verdi.
1️. Oruç kararı mutlaka uzman hekimle görüşülerek verilmelidir
Her diyabet hastası, doktorunun mevcut sağlık durumunu değerlendirerek onay almalı ve güvenli bir şekilde oruç tutma sorumluluğunu üstlenebilmek için gerekli eğitimi almalıdır. Bu karar, bireyin sağlık durumu dikkate alınarak verilmelidir. Sağlıklı bir oruç süreci için, birey öncelikle doktora başvurmalıdır. Yaş, diyabet türü, var olan sağlık sorunları, kullanılan ilaçlar ve hastalığın kontrol seviyesi birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabet veya HbA1c değeri 9’un üzerinde olan hastalar, sık hipoglisemi yaşayanlar ve yakın zamanda diyabet koması geçirenler yüksek risk grubundadır ve genellikle oruç tutmamaları tavsiye edilir.
2️. Kan şekeri değerlerinin kritik seviyeleri aşmaması sağlanmalıdır
Kan şekeri seviyesinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi veya 300 mg/dl’nin üzerine çıkması, diyabet hastaları için ciddi riskler oluşturur. Bu nedenle oruç süresince kan şekeri seviyelerinin güvenli aralıkta kalmasına özen gösterilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu belirtiler ciddiye alınmalı ve kan şekeri takibi asla ihmal edilmemelidir. Kan şekerinin gerektiğinde ölçülmesi, olası risklerin erken tespit edilmesi açısından önemlidir.
3️. İlaç ve insülin dozlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir
Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarının ilaç alım saatlerinin iftar ve sahur saatlerine göre ayarlanması önem taşır. İnsülin kullanan hastalarda, sahurda alınan doz hipoglisemi riskine karşı düşürülebilirken, iftarda alınan doz ise kalori alımına göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapılmadan oruç tutmak, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
4️. Sahurda protein alımına, iftarda dengeli karbonhidrat tüketimine özen gösterilmeli
Sahur, uzun bir açlık dönemine geçiş aşaması olduğu için beslenme şekli oldukça önemlidir. Eğer böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir, peynir gibi protein bakımından zengin besinler, yumurta ve az tuzlu zeytin tercih edilmelidir. Bu öğüne lif oranı yüksek sebzeler ve gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren gıdalar, mide içinde daha uzun süre kalır, bu da tokluk süresini artırarak hipoglisemi riskini azaltır.
İftarda ise uzun bir açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi, kan şekerinde ani yükselişlere neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı gibi yiyecekler sınırlandırılmalıdır. İftara çorba ile başlanması, sıvı alımını artırır ve daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere öncelik verilmesi, glisemik indeksi düşük olan kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi gıdaların tüketilmesi, günlük kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler tercih edilmelidir. Tatlı tüketilmek istenirse, küçük porsiyonlu sütlü tatlılar seçilmelidir.
5️. İftardan sahura kadar yeterli sıvı alımına dikkat edilmelidir
Diyabetli kişilerde, gün boyunca su ve sıvı alımının azalması, sıvı dengesizliğine yol açabilir. Bu durum, hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz gibi diyabetik komaların meydana gelmesi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün arasında ve sonrasında yeterince su ve şekersiz içeceklerle vücudun sıvı dengesini sağlamak gerekmektedir. Ayrıca, kahve ve çayın idrar söktürücü etkisi ve şekersiz içeceklerin sınırlı tüketilmesi önerilmektedir.
Kaynak: isindetayi.com
“`